CALİGULA (2003 – 2004)

Albert Camus 1913’te o zamanlar Fransa’nın sömürgesi olan Cezayir’de dünyaya gelmiştir. Gençlik yıllarında yakalanmış olduğu verem hastalığı, bundan sonraki hayatı ve eserleri üzerinde etkili olmuştur. Sağlık durumu nedeniyle felsefe öğrenimine son vermiş ve komünist partiye girmiştir. Komünist partiden ayrıldıktan sonra 1937 – 1938 yıllarında “Tersi ve Yüzü” ve “Düğün” adlı denemeleri ile 1938’de bilinen ilk oyunu olan “Caligula”yı yazmıştır.

Bu dönemde Cezayir – Cumhuriyet gazetesinde çalışmış ve politik düzlemde olmamak kaydıyla faşizme, savaşa, sömürüye ve cinayetlere karşı çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı boyunca Paris’te, yasadışı bir gazete olan “Combat”da makaleleri yayımlanmıştır. 1947’de gazetecilikten ayrılmış, felsefe ve edebiyata ağırlık vermiştir. 1960’da bir trafik kazası geçirerek yaşamını yitirmiştir.

O dönem Avrupa’sındaki karışıklıklar, Dünya savaşlarının yol açtığı ölüm ve sefalet; eserlerinde ölüm, anlamsızlık ve nihilizm konularını anlatmasında etken olmuştur. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Camus, hayatın yaşanmaya değer olduğunu savunmuştur. Bunların yanında deniz ve güneş temaları da eserlerinde oldukça önemli bir yer tutmuştur. “Sisifos Söyleni” denemesi, “Yabancı” romanı ile, “Başkaldıran İnsan” denemesi ve “Veba” romanı ard arda yayımlanmıştır.

Camus’nun ilk dönem eserlerinden olan Caligula, onun başkaldırma ve saçma felsefesinin temelini oluşturan örneklerden biridir. O, Caligula’yı 20 yy.’de yaşadığı olaylardan, insanların mutsuzluğundan, savaş ve ölüm karşısındaki çaresizliğinden etkilenerek yazmıştır. Caligula, adam öldürenlerin özgürlüğünü seçmiş ve özgürlüğü onu yıkıma doğru götürse de oluşturduğu mantığı sonuna kadar izlemiştir. Camus bu oyunda, Caligula’yı suçlamıyor. O’nun çılgınlığının arkasında pek çok felsefi düşünceyi aktarıyor. Caligula bir yaratıcının erkiyle eylemlerini gerçekleştirirken yıkılan genel ahlak ve değer yargılarının altından sınırsız bir özgürlükle çıkıyor karşımıza…